Blog’a dön

Kaygı ile Normal Endişe Arasındaki Fark Nedir?

Endişelenmek insan olmanın doğal bir parçasıdır.

Önemli bir görüşmeden önce, sağlıkla ilgili bir sonuç beklerken, maddi bir karar verirken veya gelecekle ilgili belirsizlik yaşarken endişelenebiliriz.

Bu nedenle kaygı hissetmek tek başına psikolojik bir bozukluğa işaret etmez.

Asıl önemli olan kaygının varlığından çok; ne kadar yoğun olduğu, ne kadar sürdüğü ve kişinin yaşamını nasıl etkilediğidir.

Normal endişe nasıl olabilir?

Normal endişe çoğunlukla belirli bir durumla ilişkilidir.

Örneğin ertesi gün önemli bir sunum yapacak kişinin:

“Ya hata yaparsam?”

diye düşünmesi anlaşılabilir.

Sunum sona erdiğinde endişenin de azalması beklenebilir.

Benzer şekilde önemli bir sağlık kontrolünün sonucunu beklerken kaygılanmak olağan bir insan tepkisidir.

Burada kaygının anlaşılabilir bir bağlamı vardır ve çoğu zaman durum geçtikçe yoğunluğu da azalır.

Kaygı ne zaman farklılaşmaya başlar?

Bazen endişe yalnızca belirli bir problemle sınırlı kalmaz.

Bir konu çözüldüğünde zihin başka bir konu bulabilir.

İşle ilgili endişe azalır, bu kez sağlık düşünülür. Sağlıkla ilgili kaygı yatışır, ilişkiler veya gelecek gündeme gelir.

Kişi:

“Bir şey düşünmüyorsam bile sanki düşünmem gereken bir sorun varmış gibi hissediyorum.”

diyebilir.

Kaygının çok sayıda alana yayılması ve kontrol edilmesinin giderek zorlaşması önemli hale gelebilir.

Süre önemli midir?

Evet, ancak tek ölçüt değildir.

Birkaç gün süren yoğun kaygı bazen yaşanan stresli bir olayla açıklanabilir.

Uzun süre devam eden, sık tekrarlayan ve kişinin gündelik yaşamının bir parçasına dönüşen kaygı ise daha ayrıntılı değerlendirmeyi gerektirebilir.

Bu nedenle yalnızca “Kaç gündür böyleyim?” sorusuna değil, kaygının yaşam üzerindeki etkisine de bakmak gerekir.

Kaygının yoğunluğu

İki insan aynı olay karşısında farklı düzeyde kaygı yaşayabilir.

Burada amaç kişinin ne kadar kaygılanması “gerektiğini” belirlemek değildir.

Ancak yaşanan kaygı durumla belirgin biçimde orantısız hale geliyor ve kişinin davranışlarını yönetmeye başlıyorsa üzerinde durulabilir.

Örneğin uçuş öncesinde biraz gergin olmak ile kaygı nedeniyle yıllarca uçağa binmemek aynı durum değildir.

Kaçınma önemli bir işaret olabilir

Kaygının yaşam üzerindeki etkisini anlamanın yollarından biri kişinin nelerden kaçınmaya başladığına bakmaktır.

Kaygı nedeniyle:

sosyal ortamlara gitmemek,

seyahat etmemek,

yalnız kalmamak,

toplu taşıma kullanmamak,

belirli işleri ertelemek

veya sürekli başka insanlara ihtiyaç duymak günlük yaşamı sınırlandırabilir.

Kişi kendisini daha az kaygılı hissetmek için hayatını giderek küçültüyorsa kaygının etkisi önem kazanır.

Bedensel belirtiler de eşlik edebilir

Yoğun kaygı yalnızca düşüncelerden oluşmaz.

Kas gerginliği, uyku güçlüğü, huzursuzluk, yorgunluk, konsantrasyon sorunları ve çeşitli bedensel belirtiler eşlik edebilir.

Ancak fiziksel belirtilerin başka sağlık sorunlarından da kaynaklanabileceği unutulmamalıdır.

Özellikle yeni veya açıklanamayan fiziksel belirtilerin gerektiğinde tıbbi olarak değerlendirilmesi önemlidir.

“Kaygım var” demek “anksiyete bozukluğum var” demek değildir

Günlük dilde “anksiyetem var” ifadesi sık kullanılıyor.

Fakat bir duyguyu yaşamak ile klinik bir bozukluğun bulunması aynı şey değildir.

Tanı; belirtilerin süresi, yoğunluğu, bağlamı ve kişinin yaşamındaki etkisi gibi birçok unsur birlikte değerlendirilerek konur.

Bu nedenle internet üzerindeki belirti listelerinden hareketle kişinin kendi kendisine tanı koyması doğru değildir.

Ne zaman profesyonel değerlendirme düşünülebilir?

Kaygınız uzun süredir devam ediyor, kontrol etmekte zorlanıyor veya iş, ilişki, sosyal yaşam, uyku ve günlük sorumluluklarınızı etkilemeye başlıyorsa profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.

Amaç yaşamdan bütün kaygıyı çıkarmak değildir.

Kaygının ne zaman işlevsel bir uyarı olduğunu, ne zaman yaşamı gereksiz biçimde sınırlandırmaya başladığını anlayabilmek önemlidir.

Daha ayrıntılı bilgi için Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları çalışma alanını inceleyebilirsiniz.

Blog’a dön Randevu Al