Bazen ortada belirgin bir tehlike bulunmadığı halde kişi kendisini sanki birazdan olumsuz bir şey yaşanacakmış gibi hissedebilir.
Her şey normal görünürken bile içten gelen bir huzursuzluk vardır.
“Bir şey olacak gibi.”
“İçimde kötü bir his var.”
“Nedenini bilmiyorum ama rahat değilim.”
Bu deneyim özellikle yoğun kaygı dönemlerinde görülebilir.
Tehlike yokken neden tehlike hissedilebilir?
Kaygının temel işlevlerinden biri insanı olası tehditlere hazırlamaktır. Ancak tehdit sistemimiz yalnızca gerçekleşmiş olaylara tepki vermez. Gelecekte gerçekleşebilecek ihtimallere de tepki verebilir.
Zihin olumsuz bir senaryo oluşturduğunda beden, bu olay gerçekten yaşanıyormuş gibi bir alarm tepkisi gösterebilir.
Bu nedenle “Bir şey olacakmış gibi hissetmek”, mutlaka gerçekten kötü bir olayın yaklaşmakta olduğu anlamına gelmez.
Hisler neden bu kadar gerçek geliyor?
Kaygı yalnızca bir düşünceden ibaret değildir.
Kalp atışlarının belirginleşmesi, kasların gerilmesi, mide rahatsızlığı, terleme veya nefeste değişiklik gibi bedensel tepkiler yaşanabilir.
Kişi bu güçlü bedensel sinyalleri fark ettiğinde:
“Bu kadar yoğun hissediyorsam mutlaka bir nedeni vardır.”
diye düşünebilir.
Böylece duygu, gelecekteki bir olayın kanıtıymış gibi yorumlanabilir. Oysa bir duygunun güçlü olması, o duygunun işaret ettiği senaryonun gerçekleşeceğini göstermez.
Zihin neden en kötü senaryoya gider?
Belirsizlik insan zihni için zorlayıcı olabilir. Ne olacağını bilmediğimiz durumlarda zihin olası sonuçları tahmin etmeye çalışır. Kaygı yüksek olduğunda ise olumsuz ihtimaller daha fazla dikkat çekebilir.
Bir süre sonra kişi yalnızca gerçek sorunları değil, gerçekleşme ihtimali düşük senaryoları da çözmeye çalışmaya başlayabilir. Fakat gelecekteki bütün riskleri ortadan kaldırmak mümkün değildir. Kesinlik arayışı arttıkça yeni sorular ortaya çıkabilir.
Sürekli kontrol etmek rahatlatır mı?
Kişi kötü bir şey olmayacağından emin olmak için telefonunu, bedenini, yakınlarını veya çevresini daha sık kontrol edebilir. Bir yakınını aramak, internette araştırma yapmak veya tekrar tekrar güvence istemek kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Ancak bu rahatlama kısa sürüyorsa kişi yeniden kontrol etmeye ihtiyaç duyabilir.
Böylece kaygı → kontrol → kısa rahatlama → yeniden kaygı şeklinde bir döngü oluşabilir.
Bu his sezgi midir, kaygı mı?
İnsanlar bazen yoğun kaygıyı “içime doğdu” şeklinde yorumlayabilir. Ancak yalnızca hissin yoğunluğuna bakarak bunun gelecekte gerçekleşecek bir olayın işareti olduğunu söylemek mümkün değildir.
Daha yararlı soru şudur: Bu düşüncenin ortaya çıkmasına ilişkin somut bir kanıt var mı, yoksa zihnim olabilecek ihtimaller arasında sürekli olumsuz olanı mı seçiyor?
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Bu his sık sık ortaya çıkıyor, uzun süre devam ediyor veya davranışlarınızı değiştirmeye başlıyorsa değerlendirme yararlı olabilir. Özellikle sürekli kontrol etme, güvence isteme, yalnız kalamama veya bazı ortamlardan kaçınma gibi davranışlar gelişiyorsa kaygının günlük yaşam üzerindeki etkisine bakmak önemlidir.
Psikoterapide kişinin gelecekte hiçbir olumsuzluk yaşamayacağına dair garanti oluşturulmaz. Bunun yerine belirsizlikle kurulan ilişki, tehdit değerlendirmeleri ve kaygıyı sürdüren davranışlar üzerinde çalışılabilir.
Daha fazla bilgi için Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları çalışma alanını inceleyebilirsiniz.