Blog’a dön

Kaygı İçin Ne Zaman Psikolojik Destek Alınmalı?

Kaygı İçin Ne Zaman Psikolojik Destek Alınmalı?

“Yaşadığım kaygı normal mi, yoksa psikoloğa gitmeli miyim?”

Bu sorunun herkes için geçerli tek bir cevabı yoktur.

Psikolojik destek almak için kişinin mutlaka dayanamayacak noktaya gelmesi veya günlük yaşamını tamamen sürdüremez hale gelmesi gerekmez.

Değerlendirilmesi gereken temel konu, kaygının kişinin yaşamında nasıl bir yer kapladığıdır.

Kaygının geçmesini uzun süredir bekliyorsanız

Stresli dönemlerde kaygının artması olağandır.

Ancak stres kaynağı ortadan kalkmasına rağmen kaygı devam ediyorsa veya bir konu çözüldüğünde hemen başka bir endişe başlıyorsa durumun değerlendirilmesi yararlı olabilir.

Özellikle kişi artık “Ben eskiden böyle değildim” diye düşünmeye başladıysa değişimin ne zaman ve nasıl başladığını anlamak önemlidir.

Kaygıyı kontrol etmek zorlaşıyorsa

Kişi çoğu zaman kaygılanmak istemez.

Kendisine:

“Bunu düşünmeyeceğim.”

“Boşuna endişeleniyorum.”

“Rahatlamam gerekiyor.”

diyebilir.

Buna rağmen düşünceler tekrar tekrar geri gelebilir.

Kaygıyı bastırmaya veya kontrol etmeye çalışmak kişinin zamanının önemli bir bölümünü almaya başladıysa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.

Günlük yaşamınızı kaygıya göre düzenliyorsanız

Kaygının şiddetini anlamanın en önemli yollarından biri davranışlara bakmaktır.

Kişi kaygılanmamak için bazı yerlere gitmiyor, yalnız kalmıyor, seyahat etmiyor, insanlarla görüşmüyor veya belirli sorumluluklardan kaçınıyorsa yaşam alanı giderek daralabilir.

Bu durumda sorun yalnızca hissedilen kaygı değildir.

Kaygının kişinin seçimleri üzerindeki etkisi de önemlidir.

Sürekli güvence arıyorsanız

Kaygılı kişi rahatlamak için yakınlarına sık sık soru sorabilir:

“Sence bir şey olur mu?”

“Emin misin?”

“Normal görünüyor muyum?”

“Yanlış yapmadım değil mi?”

Güvence almak kısa süreli rahatlatabilir.

Ancak aynı soruyu tekrar tekrar sorma ihtiyacı oluşuyorsa rahatlamanın kalıcı olmadığı görülebilir.

Benzer bir durum internette sürekli araştırma yapmak veya bedeni tekrar tekrar kontrol etmek için de geçerli olabilir.

Uyku ve konsantrasyon etkileniyorsa

Kaygı özellikle geceleri zihinsel yoğunluğu artırabilir.

Kişi yatağa girdiğinde gün içerisinde düşündüğü konuları tekrar değerlendirmeye başlayabilir.

Uyku bozulduğunda yorgunluk ve konsantrasyon sorunları ortaya çıkabilir. Bunlar da günlük yaşamı daha zor hale getirebilir.

Böylece kaygı yalnızca duygusal bir deneyim olmaktan çıkar ve kişinin genel işlevselliğini etkileyebilir.

İlişkileriniz etkileniyorsa

Sürekli güvence istemek, en kötü senaryoları düşünmek veya başkalarının davranışlarını yoğun biçimde analiz etmek ilişkiler üzerinde de yük oluşturabilir.

Kişi kaygısının farkında olsa bile düşüncelerini durduramadığını hissedebilir.

Bu durum partner, aile veya arkadaş ilişkilerinde tekrar eden sorunlara dönüşüyorsa üzerinde çalışılması yararlı olabilir.

Psikoloğa başvurmak için tanı gerekli midir?

Hayır.

Psikoterapiye başvurmak için kişinin önceden konmuş bir psikiyatrik tanısının bulunması gerekmez.

Değerlendirme sürecinin amaçlarından biri zaten kişinin yaşadığı güçlüğün niteliğini anlamaktır.

Bazen yaşanan durum klinik bir bozuklukla ilişkili olabilir, bazen de kişi yaşamının belirli bir döneminde yoğun stres veya kaygıyla baş etmekte zorlanıyor olabilir.

Psikoterapide kaygıyla nasıl çalışılır?

Psikoterapi yalnızca kişiye “rahatlamasını” söylemek değildir.

Kaygıyı tetikleyen durumlar, kişinin bu durumları nasıl yorumladığı, bedensel belirtilere verdiği anlam, kaçınma davranışları ve güvence arama gibi kaygıyı sürdürebilecek örüntüler değerlendirilebilir.

Amaç kişinin hayatındaki bütün belirsizliği ortadan kaldırmak değil; kaygı ve belirsizlik karşısında daha işlevsel biçimde hareket edebilmesini desteklemektir.

Kaygınız günlük yaşamınızı etkilemeye başladıysa Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları çalışma alanını inceleyebilir; terapi süreci hakkında bilgi için Terapi Seçenekleri ve İletişim bölümlerine ulaşabilirsiniz.

Blog’a dön Randevu Al