Kalabalık bir ortama girdiğinizde bir anda kendinizin daha fazla farkında olmaya başlayabilirsiniz. Nasıl yürüdüğünüzü, ellerinizi nereye koyduğunuzu, nasıl göründüğünüzü ve insanların size bakıp bakmadığını takip edebilirsiniz.
Bu sırada: “Herkes bana bakıyor.” gibi güçlü bir his ortaya çıkabilir.
Bu his oldukça gerçek ve rahatsız edici olabilir. Ancak bir düşüncenin veya hissin güçlü olması, insanların gerçekten sürekli sizi değerlendirdiği anlamına gelmez.
Neden kendimi bu kadar fazla fark ediyorum?
Kaygı dikkatimizi tehdit olarak algıladığımız şeylere yöneltebilir.
Sosyal ortamda tehdit: “Olumsuz değerlendirilebilirim.” ise kişi hem çevresindeki insanların tepkilerini hem de kendi davranışlarını yakından takip etmeye başlayabilir.
Bu yoğun dikkat, kişinin kendisini ortamın merkezindeymiş gibi hissetmesine katkıda bulunabilir.
Bedensel belirtiler kaygıyı artırabilir
Toplum içinde kaygı yaşayan kişi yüzünün kızardığını, ellerinin titrediğini veya terlediğini fark edebilir.
Ardından: “Herkes bunu görecek.” düşüncesi ortaya çıkabilir. Bu düşünce kaygıyı artırır.
Kaygı arttığında bedensel belirtiler de güçlenebilir.
Böylece kişi yalnızca insanların bakmasından değil, kaygısının fark edilmesinden de korkmaya başlayabilir.
İnsanların bakışlarını takip etmek
Kişi çevresini sürekli tarayabilir.
Birinin kendisine baktığını gördüğünde bunu: “Bende garip bir şey fark etti.” şeklinde yorumlayabilir.
Oysa insanların birbirlerine bakması günlük sosyal yaşamın doğal bir parçasıdır.
Bir bakışın ne anlama geldiğini yalnızca bakışın kendisinden çıkarmak mümkün değildir.
Kendini saklamaya çalışmak
Kaygıyı azaltmak için kişi bazı güvenlik davranışları geliştirebilir. Telefonuyla ilgilenebilir, göz temasını azaltabilir, kalabalığın kenarında durabilir veya mümkün olduğunca az konuşabilir.
Bu davranışlar kısa vadede rahatlatabilir. Ancak kişi daha sonra: “Telefonuma bakmasaydım çok kötü olacaktı.” diye düşünebilir. Böylece güvenlik hissi bu davranışlara bağlanabilir.
Toplum içinde gerilmek sosyal kaygı bozukluğu anlamına gelir mi?
Tek başına hayır. Birçok insan tanımadığı kişilerle bulunduğu ortamlarda başlangıçta gergin hissedebilir.
Klinik açıdan önemli olan kaygının yoğunluğu, sürekliliği ve kişinin yaşamını ne ölçüde sınırlandırdığıdır.
Kaygı ile gerçeklik değerlendirmesi arasındaki fark
Burada önemli bir ayrım vardır.
Sosyal kaygıda kişi çoğunlukla insanların kendisini olumsuz değerlendirebileceğinden endişe eder ve bunun kendi kaygısıyla ilişkili olabileceğini fark edebilir.
İnsanların kendisini izlediğine veya takip ettiğine dair sarsılmaz bir inanç ise farklı bir klinik değerlendirme gerektirebilir.
Bu nedenle kişinin deneyimi bağlamı içinde değerlendirilmelidir.
Ne zaman psikolojik destek düşünülebilir?
Toplum içinde bulunmak yoğun kaygı yaratıyor, kalabalık ortamlardan kaçınmanıza neden oluyor veya sürekli insanların sizi değerlendirdiğini düşünmek günlük yaşamınızı etkiliyorsa profesyonel değerlendirme düşünülebilir.